logo logo

BİZİ TAKİP EDİN

Röportaj 06 Mayıs 2021

Yönetmen Ümit Ünal: "Sinema, Bir Sosyal Etkinliğin Bir Hayat Tarzının Parçası"

Merhaba Ümit Bey Sinemaport’a hoş geldiniz öncelikle sizi daha yakından tanıyabilmemiz için yönetmenlik hayatına ilk olarak nasıl başladınız? Biraz bahsedebilir misiniz? 1981-85 arası 9 Eylül Üniversitesi GSF Si̇nema bölümünde okudum. Okul yıllarında kısa filmler yaptım, ödüller aldım. Sinemaya 1986'da senaryo yazarı olarak başladım. İlk senaryom Teyzem 1986'da çekildi. Yönetmenliğe 1996'da reklamlar çekerek başladım. İlk uzun metraj filmim 9'u da 2001'de yazdım ve yönettim. Pandemi sürecinin en çok etkilediği alanlardan olan sinema ve dizi sektörünün giderek dijital ortamlara yayılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dün Paul Schrader'in bir röportajını okudum. 1.5-2 saatlik filmlerin, yetişkinler için yaratılan bir anlatı türü olarak bitmek üzere olduğunu, artık bu filmleri finanse edecek mekanizmalar kurmanın zor olacağını söylüyordu. Bilemiyorum, bende ticari öngörü sıfır. Ama geleneksel sinemanın, tüm dünyada, belki ölçek olarak küçüleceğine, yine de bir grup seyirci için ihtiyaç olmaya devam edeceğine inanmak istiyorum. Sinemaya gitmek sadece film izlemek değil, bir sosyal etkinliğin bir hayat tarzının parçası. Ayrıca bazı insanlar için gerçekten büyük perdede film izlemenin yeri asla dolmaz. Sinema, tiyatro gibi daha ufak ölçekli ve "lüks" bir şey olacak sanırım zamanla. Ama bitmeyecek. Filmlerle, hareketli resimlerle hikaye anlatma ve izleme ihtiyacı ise, teknolojinin değişmesiyle format ve medya değiştirse de, bence hiç ölmeyecek hatta katlanarak büyüyecek. Sonuçta biz sinemada hikaye anlatanlar için çok şey değişmeyecek, biz yine işimizi yapacağız. Finans, pazarlama, dağıtım vs kısmında dev değişiklikler olacak. Proje seçimlerinde ve oyuncu seçimlerinde özellikle nelere dikkat ediyorsunuz? Projelerim kendi hikayelerimden türüyor genellikle. Ender olarak yapımcılardan da teklif geliyor. O zaman kendi dünya görüşüme, sinema dilime uygun mu diye düşünüyorum. Oyuncular için elbette en büyük kıstas "iyi oyuncu" olmaları. Bazen yapımcıların ticari "isim" arayışı da söz konusu olabiliyor. Bazen, kişisel yakınlıklarım, önceden çalışmış olmam, bir oyuncuyu şahsen tanımam da etkili olabiliyor. Bildiğiniz gibi “Aşk, Büyü, vs.”, Altın Portakal, Siyad ve İstanbul Film Festivali’nden de ödül almıştı. Peki bekliyor muydunuz bu üç kategoride de ödül almayı? Ve o an neler hissettiniz biraz duygularınızı almak isteriz. Ayrıca bugüne kadar çeşitli festivallerde de ödüller aldığınızı biliyoruz. Biraz bu ödüllerden de bahseder misiniz? Ve bu dönem üzerinde çalıştığınız yeni dizi ve sinema projeleriniz var mı? Her sinemacı takdir görmek ister elbette. Eminim her yönetmen, yapımcı filme başlarken çok beğenilecek, hem gişede hem festivallerde başarılı olacak işler yapmak ister. Ben de farklı değilim. Ama her zaman beklenti tutmuyor. Festival başarısı jürilere göre, gündeme göre değişebiliyor. Biraz da şans işi. Benim sinema hayatım Milliyet'ten aldığım En İyi Senaryo ödülüyle başladı. Sonrasında da gerek kendim, gerek filmlerimde çalışan oyuncular, görüntü yönetmenleri, kurgucular bol bol ödül aldık. Türkiye'de büyük ticari başarı kazanamasam da, gereken takdiri gördüm. Yurt dışındaki büyük festivallerde varlık gösteremedim, yurt dışında filmlerimi tanıyanlar çok az, kendimde gördüğüm en büyük eksik bu. Bundan sonra bu açığı kapatmaya gayret edeceğim. Son bir buçuk yıldır, Glasgow'da yaşıyorum; burada geçen, İngilizce bir senaryo yazdım kendim çekmek üzere. Buralı bir yapımcıyla tanıştım, senaryo üzerine birlikte de çalıştık, buranın fonlarına başvuruyoruz. Ocak'tan beri, Türkiye'den büyük bir yapım şirketinin geliştirdiği bir dizinin yazı ekibinde çalışmaya başladım. Bir de yine Türkiye'den uzun metraj film yönetme teklifi geldi. Onun senaryosu zaten yazılmıştı, ama yazarıyla birlikte onun da üzerinde yavaş yavaş yeniden çalışıyoruz. Zamanlaması biraz salgına bağlı olacak. Yönetmen olmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler kendilerini nasıl geliştirmeliler? Film çekmek gerçekten çok çileli, çok fazla emek isteyen bir iş. Dev bir gökdelen yaratmak, bir senfoni besteleyip orkestrayı toplayıp çaldırmak, bir gemi tasarlayıp yüzdürmek, buradan Kuzey Kutbu'na bir grup insanı toplayıp yürüyerek sefere kalkışmak gibi bir iş. Yani sihirli bir formül yok: 1. Çok çalışmak, 2. Çok okuyup çok film izlemek, 3. Kendini edebiyat, tiyatro, resim, fotoğraf kısaca sanatın her alanında iyi yetiştirmek, 4. Sabırlı ve azimli olmak gerek. Yönetmenlik bizde bir iktidar alanı olarak anlaşılıyor. Sette bağırıp çağıran, emirler yağdıran, istediği şey ayağına gelen insan değil yönetmen. O tür yönetmenlerin sinema hayatı kısa olur. Günümüz televizyonlarda ve dijital platformlarda yayınlanan dizileri nasıl buluyorsunuz? Takip ettiğiniz var mı? Şu an yurt dışında yaşadığım için memleket dizilerini seyredemiyorum. Zaten açıkçası TV ile ilişkim son 10-15 yıldır çok çok az. Evdeki TV, monitör olarak işe yarıyor daha çok. Burada Netflix ve Amazon'daki bir çok dizi ve filmi, MUBİ'deki filmleri izliyorum. Gelecekte yönetmek istediğiniz farklı türde bir sinema filmi ya da bir dizi projesi var mı? Olabilir mi? Şu an iki proje için finans arayışındayız. "Farklı türde" derken ne kastettiğinizi tam anlamadım ama yaptığım filmler genelde bir türe girmiyor, her film farklı türde çıkıyor neredeyse... Bu ikisi de öyle. Son olarak Sinemaport okuyucularına ve sizi sevenlere neler söylemek istersiniz? Umarım bu salgın günleri yakında biter ve "normal" hayatımızda, salonlarda, festivallerde yeni filmlerde buluşuruz. Çok teşekkürler.