Bizi Takip Edin

Benim Adım Melek Dizisinin Kerem’i Ulvi Kahyaoğlu Sinemaport’a Konuştu!

Röportajlar

Benim Adım Melek Dizisinin Kerem’i Ulvi Kahyaoğlu Sinemaport’a Konuştu!

Genç oyuncu Ulvi Kahyaoğlu, Sinemaport yazarlarından Alper Ergez’in sorularını yanıtladı. Kahyaoğlu, oyunculuğa adım atmasından, Cannes Film Festivali hikayesine birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

Merhaba Ulvi Bey, Sinemaport’a hoşgeldiniz. Nasılsınız, öncelikle sizleri tanımayanların daha yakından sizi tanıyabilmesi için biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Teşekkür ederim, gayet iyiyim. Umarım sizler de iyisinizdir, her şey yolundadır. 95 yılında İzmir’de doğdum. 3 yıl öncesine kadar da İzmir’deydim, üniversite hayatım da orada, Dokuz Eylül oyunculukta geçti. Ufaklığımdan beri hep tiyatronun içindeydim. Okulumun kolektif üretim anlayışı sayesinde sinema bölümü öğrencileriyle hep dirsek temasındaydık. Böylece kısa film üreticileriyle de hep bir aradaydım. Bu da bana hem mesleği o alanda da tanıyabilme hem de bir filmin başından sonuna bütün üretim, dağıtım süreçlerini deneyimleyebilme şansı verdi. Şu anda ‘’Benim Adım Melek’’ dizisinde ‘’Kerem’’ karakterini canlandırıyorum.

İçinde bulunduğumuz COVİD-19 süreci işinizi ve kişisel yaşamınızı nasıl etkiledi ve bu süreci nasıl değerlendirdiniz. Karantina dönemlerinde neler yaptınız?

Biz pandemi başlangıcında toparlanıp Antep’ten evlerimize döndük. Bütün bu kaosun dışında evde olmak, günlük hayat rutinlerinden sıyrılmak bana çok çok iyi geldi. Sanki dünya dinlendi, hepimizin zihni bir ölçüde dinlendi. Kendimize, hayata karşı farkındalığımızın arttığını düşünmek istiyorum fakat her şeyi çok çabuk unutuyoruz. Sarılmayı, kaygısız bir şekilde sevdiğim insanlarla görüşmeyi vakit geçirmeyi özledim, tahminimce hepimiz özledik. Umuyorum bu sefer güzel öğrenimlerle bu süreci tamamlarız. Karantina zamanımda online olarak dil pratiği yapma şansım oldu. Bir de film kulübümüz vardı, her akşam saat 11 gibi bir filme başlardık sonrasında ise filmi tartışırdık. Çok keyifliydi. O sürecin Haziran ayında İçimdeki Kahraman isimli Sinan Sertel’in yönettiği, Halil Kardaş’ın yapımcılığını yaptığı bir filmde oynadım. Filmin seyirciyle buluşmasını heyecanla bekliyorum.

Fotoğraf: Abdullah Cavdar

Oyunculukla tanışmanız nasıl oldu? Eğitimleriniz devam ediyor mu?

Oyunculukla ilkokul 3. sınıfta İngilizce drama kulübü vesilesiyle tanışmıştım ve girdikten sonra tiyatro bir şekilde hayatımdan hiç çıkmadı. Bu süreçte pek çok spor dalı ve sanatın başka dallarıyla tanışmama rağmen hepsi hayatımdan çıktı gitti ve tek devam eden tiyatro oldu. Lise üçüncü sınıfta herkes artık okuyacağı bölümü seçerken ben de tek yapmayı bildiğim şeyin okulunu okumak ve bunu mesleğim haline getirmek istedim çünkü doğrusuyla yanlışıyla o sahneye yıllardır çıkıyordum ve orada olmaktan keyif alıyordum. Bu yüzden oyunculuğa çok dar bir pencereden bakabiliyor olmama rağmen az çok fikrimin olduğunu düşündüğüm bir yerdi. Diğer mesleklerde her şey çok yabancı ve uzak geliyordu, ailemin de desteğiyle oyunculuk bölümüne hazırlanıp Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi’nde oyunculuk okumaya başladım.

Eğitimim aslında hala devam ediyor çünkü tez senemde İstanbul’a tiyatro yapmaya gitmiştim, oradan da Antep’e geldim. Okuldaki eğitimimden sonraki süreçte sahada olup mesleği icra ediyor olmak bambaşka bir öğrenim süreci yarattı bende çünkü sürekli mesleği icra ediyorsunuz ve her hafta kendinizin ne yaptığını televizyondan görüyorsunuz. Kimi zaman iyi olanı takdir edip kimi zaman da bu sahneyi nasıl böyle oynamışım vicdan azabıyla uykuya dalmaya çalışıyorsunuz. Bir yandan etrafınızda bir çok deneyimli başarılı oyuncu var, onlardan öğrenilecek çok şey var. Her şey aslında… olumlu ya da olumsuz farketmeksizin her şeyin öğretici olma şansı var, bu biraz bizim bakış açımıza bağlı gibi hissediyorum ben çünkü yaptığımız işin temelinde biz varız. Biz kendimizi keşfettikçe mesleki olarak da derinleşiyoruz ve galiba bu yolculuk bitmiyor.

Şimdilerde ilk televizyon deneyiminiz olan TRT 1 ekranlarında yayınlanan ‘’Benim Adım Melek’’ dizisinde ‘’Kerem’’ karakteriyle izlemekteyiz. Öncelikle dizi nasıl gidiyor, şuana kadar gelen tepkiler nasıl biraz bahsedebilir misiniz?

Dizi gayet güzel gidiyor. Kerem’i çok seviyorum. Kerem annesine çok bağlı, ailesine sahip çıkan ve çıkmak zorunda kalan yeni 18 yaşına girmiş futbol tutkusu olan bir genç. Annesinin uğradığı bütün haksızlıklara karşı onu ve kardeşlerini korumaya çalışıyor. Kimi zaman da hatalar yapıyor bu yolda ama sanıyorum ki seviliyor kerem, özellikle de anneler tarafından.

Fotoğraf: Abdullah Cavdar

Yakın arkadaşınızla Emrah Serbes’in “Kimi Sevsem Çıkmazı” isimli öyküsünü çektiniz ve bu kısa filmle Cannes Film Festivali’nde ülkemizi temsil ettiniz. Nasıl bir duygu. O an neler hissettiniz. Bizlere biraz anlatır mısınız?

Benim ilk kısa filmimdi diyebilirim ‘’Kimi Sevsem Çıkmazı’’ için. Büyük bir heyecandı çekerken de izlerken ve bütün festival sürecini takip ederken de. Cannes Film Festivali’nde Short Film Corner’daydık. En başında arkadaşlarla yapılan, ufacık bütçelerle belli bir çıtanın hedeflendiği ve imkanların bütün kısıtlılığına rağmen herkesin işini en iyi şekilde yapmaya çalışmasıyla çok keyif aldığımız bir iş çıkmış oldu. Sonraki sene Gökhan Kaya’nın senaryosunu yazıp çektiği Dumlupınar Denizaltısının hikayesi olan ‘’Ah Bir Ataş Ver’’ kısa filminde oynadım. Gökhan okuldan arkadaşım, oyuncu arkadaşlarım da sınıf arkadaşlarımdı. Aynı ‘’Kimi Sevsem Çıkmazı’nda ki gibi… ‘’Ah Bir Ataş Ver’’ de Itunes’daki ilk kısa film olma özelliğine sahip oldu. Bunlar çok gurur verici şeyler. Heyecanla yeniden beraber bir şeyler yapalım istiyorum.

Gelecekte hayalini kurduğunuz ve oynamak istediğiniz bir rol var mı?

Samimiyetle son 3 yıldır oynadığım Lapa, Kerem, Çağdaş kendimi denemek isteyeceğim çepere sahip karakterlerdi ve her birinde kendimi/her birini kendimde görme/deneyimleme şansım oldu.

Fotoğraf: Abdullah Cavdar

Sizi biraz da sosyal açıdan tanıyalım. Oyunculuk dışında başka neler yaparsınız. Bir ilginiz merakınız var mı?

Fotoğraf çekmekten çok keyif alırım. Özellikle 35mm. Müzik dinlemekten çok keyif alırım, yeni müzikler keşfetmekten. Kick-box yapıyorum, koşuya çıkıyorum. Pek çok spor dalıyla az-çok alakam olmuştur, fırsat buldukça da her birinde biraz daha ilerlemeye çalışıyorum.

Son olarak Sinemaport okuyucularına ve sizi sevenlere neler söylemek istersiniz?

Umuyorum ileride nice güzel projelerle tekrar buluşuyor oluruz/yollarımız kesişir.

Alper Ergez

Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü ve Başkent İletişim Bilimleri Akademisi Spikerlik Sunuculuk ve Diksiyon Bölümü mezunuyum. Ritüel sanat merkezide kısa süre kamera önü oyunculuk eğitimi aldım ve halen eski TRT spikeri ' Fulya Ergüneş 'ten televizyonculuk, diksiyon ve artikülasyon eğitimi almaya devam etmekteyim.

Daha Fazla : Röportajlar

En Üste