Bizi Takip Edin

Blu Tv’nin Hiç Dizisinde Başrol Oynayan Taylan Meydan, İlk Röportajıyla Sinemaport’ta!

Röportajlar

Blu Tv’nin Hiç Dizisinde Başrol Oynayan Taylan Meydan, İlk Röportajıyla Sinemaport’ta!

Blu Tv’de bugün yayınlanacak yeni dizisi Hiç ile izleyicilerle buluşmaya hazırlanan Taylan Meydan, ilk röportajında Sinemaport yazarlarından Alper Ergez’in sorularını yanıtladı!

Merhaba..
Ben Taylan Meydan. 24 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında eğitimimi tamamladım. İstanbulun küçük bir semtinde büyüdüm. Çeşitli meslek gruplarında şansımı denedikten sonra oyuncu olmaya karar verdim ve yaklaşık 6 senedir bu mesleği icra ediyorum. Aynı zamanda yarı profesyonel bir hobi olarak müzik ile ilgileniyorum. Temelde komple bir sanatçı olmak gibi bir hedefim var. Bir markanın yüzü şeklinde tanıtımımı yaptıysam buyurun sohbetimize geçelim 🙂

Genç bir sanatçı olarak, oyunculuk fikri nasıl doğdu? Bu fikir üzerine neler yaptınız?

Esasen oldukça uzak bir noktada başladı bu fikir. Denizcilik lisesinde okuyordum. Oldukça sevdiğim bir meslekti bu benim için. Ancak bu sevgi çok sürmedi. 2. Sınıfa geçtiğimde Kadıköy’de bir sahafta çırak olarak işe başlamıştım. Ve bununla birlikte tanıştığım çok fazla oyuncu ve yazar sayesinde anlatacak hikayelerimin farkına vardım. Bu hikayeleri açık denizlerde anlatacak kimseyi bulamayacağımı düşünüp bu meslekten anında soğudum ve oyuncu olmanın yollarını araştırmaya başladım. En sancılı süreç burada başladı benim için. Zira üç yıl gibi bir sürede konservatuvarı kazanabildim. İlk dersimi de burada almış oldum. İdeallerinden asla vazgeçme.

Konservatuvar senin için nasıl bir yerdi? Nasıl bir süreç oldu senin için? Bu süreçte hayatında yer edindiğini düşündüğün bir oyunculuk mottosu var mı? Şöyle de diyebiliriz; oyunculukta kuralların var mıdır?

İnanılmaz karmaşık. Çok fazla duyguyu çok kısa sürelere sığdırmakla geçiyor aslında. Her hafta bir şeyler yapman gerekiyor ve bu tempoyu hayatına sığdırman gerekiyor. Bir yandan da geçimini sağlamalısın ancak sosyal hayatın da devam ediyor derken… Finaller gelmiş. Bunların hepsini kompakt bir şekilde ve birlik olman gereken dönem arkadaşlarınla birlikte yaşıyorsun. Bu da sana öncelikle çok yönlü bir kişilik kazandırıyor… Konservatuvarda aldığım en önemli not ise tüm bu deliliğin içinde sağlıklı kalıp, ince şeyleri görmeye devam etmek.

İçinde bulunduğumuz pandemi koşulları seni nasıl etkiledi? Pandemi süreciyle yükselişe geçen bu dijitalleşme sürecini nasıl yorumlarsın? Bu durumun kariyer planında bir yeri var mı ?

Özellikle psikolojik olarak derinden etkilendim. Hatta etkilendik. Tüm dünya gibi sağlıklı kalmak için çabaladım. Yazmaya çalışıyorum şu sıralarda. Belli senaryo teknikleri üzerine eğitimler alıyorum. Keza bu dijitalleşme süreci bu açıdan işime yaradı diyebiliriz. Aynı zamanda kapanma tehlikesi ile karşı karşıya olan tiyatroların bu yolla bir nebze destek bulabilmesi oldukça sevindirici. Seyirlik işlerin dijitale taşınması bir yandan oldukça özgür bir ortam sağlıyor bence. Bir yandan da acaba sanatın bazı büyülü yönlerini sarsıyor mu diye de düşünmüyor değilim.. Bir oyuncu olarak kariyerimi çağa ayak uydurmak üzerine kurmaya gayret ediyorum. Menajerim Gökçe Aktaş da bunu oldukça başarılı yönetiyor. Yaşımın getirdiği kolaylığı da düşünecek olursak dijitalleşme ayak uydurmakta zorlandığım bir şey değil açıkçası.

Oyunculuk yaşamında “keşke ben oynasaydım” dediğin bir proje/karakter var mı? Yahut “şöyle bir şey oynamayı çok istiyorum” dediğin bir rol var mıdır ?

Bu konuda oldukça profesyonel düşünmeye özen gösteriyorum. Bir oyuncu olarak her şeyi oynamaya hazır kalmam gerektiğine inanıyorum. Bunun için eğitim alıyor ve bunu icra etmekten keyif almanın yollarını bulmayı deniyoruz. Netice itibariyle oyunculuk aynı zamanda bir meslek. Biraz hayalperest konuşacak olursak da, birini oynamak isterdim. Yani tarihten iyi yahut kötü anılan ve bilinen birinin biyografisinde yer almak keyif verici olurdu sanırım..

“Hiç” projesiyle ilgili neler söyleyebilirsin? Projeden beklentilerin neler? Bu proje neden izlenmeli?

Efendim dizimiz, Onur Dur’un kaleme aldığı Can Teker hocamızın yönettiği yapımcılığını Sıfır Bir yapımın üstlendiği bir gençlik dizisi. Toplumsal gerçekçi bir noktadan, yaşam mücadelesi veren gençlerin çok da renkli olmayan üniversite hayatlarını konu ediniyor. Gerçekçiliğini ise herkesin “evet aslında böyle” diyebileceği bir noktadan alan bir proje bence. Umuyorum ki herkesçe de böyle görülür ve ülkemizdeki değinilmesi gereken bir noktaya değinmiş oluruz. Bence bir projenin izlenebilmesi için en temel unsur gerçek olması ve bunu total seyircinin de gerçek bulmasıdır. Bizler de zannımca bunu sağlamak istiyor ve bu şekilde bir proje ortaya koyuyoruz.

Bundan sonra içinde bulunmak istediğin bir oluşum yahut çalışmak istediğin bir yönetmen var mı? kariyerin adına ne gibi adımlar atmak istersin?

Hayatım boyunca hedeflerle yaşadım. Bunu kariyerime de yansıttım ve saldırgan bir kariyer yerine oturaklı bir kariyer seçimini yapmış olduk menajerim ile. Ondan öğrendiğim önemli bir nokta şu; doğru hedefin beni başarıya ulaştıracağı. Tiyatroyu hayatımın merkezinden ayırmadan doğru seçimlerle ilerlemek istiyorum. Yine “şimdilik” çok da uzak olmayan bir hayal kurmuş olalım; ben Berkun Oya’nın yazıp yönettiği bir sinema filminde olmayı çok isterim.

Oyuncu olarak kişisel gelişimin noktasında neler yapıyorsun? Bunun oyuncu kişisi olarak nasıl bir faydasını görüyorsun?

Bir oyuncu entelektüel açıdan donanımlı olmalıdır. Sağlıklı bir beden yetmez üzerine sağlıklı bir kafa yapısına ihtiyaç var. Oldukça yorucu bir meslek esasında ve bunu icra etmek için sahnede yahut kamera karşısında sadece bir şansınız var. O yüzden doğru anlarda doğru oyuncu seçimleri yapmanız gerekiyor ve bunu yapmanın en doğru yolu bilgi ve entelektüel birikim. Bu da yetmez çünkü bilgi onu nerede kullandığınızla doğru orantılıdır. Benim için bu alanda en çok işime yarayan şey dil öğrenmiş olmak. Oyunları, eserleri ana dilinde değerlendirmek bence çok önemli. İngilizce düşünmenin oldukça faydası var bu meslekte. Oynayacağınız şeyi adlandırmak için birebir. Bunun dışında çok uzun süredir müzik ile ilgileniyorum. Müzik de beni konsantrasyon noktasına ulaştırmak için oldukça iyi bir araç. Neticede ruhun gıdası derler….

Kendini taşımak istediğin noktayı bulunduğun noktadan görebiliyor musun?

Sadece oyuncu olarak değil bir insan olarak da doğru bildiğim noktada kalmak istiyorum. Şu ana kadar yaptığım hatalar ve doğrular beni bu noktaya taşıdı. Hata yapmaktan korkmadım hiç ama bu demek değil ki sürekli hata yapabilirim. Bu yüzden hata yaparken bile kendi kalitemde kalmayı deniyorum. Bu yüzden bulunduğum nokta ve ileride gelmeye çalıştığım nokta hep aynı. İstediğim bir yerdeyim ve umarıma asla istemediğim bir yerde olmam. Olmayız…

Son olarak sizi sevenlere ve Sinemaport okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Öncelikle bu ilk röportajımı sizinle gerçekleştirdiğim için Sinemaport ailesine teşekkür ederim. İçinden geçtiğimiz bu zor dönemlerde herkes sağlığına çok dikkat etsin. Daha güzel günlerde buluşmak ümidiyle. Teşekkürler.

Alper Ergez

Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü ve Başkent İletişim Bilimleri Akademisi Spikerlik Sunuculuk ve Diksiyon Bölümü mezunuyum. Ritüel sanat merkezide kısa süre kamera önü oyunculuk eğitimi aldım ve halen eski TRT spikeri ' Fulya Ergüneş 'ten televizyonculuk, diksiyon ve artikülasyon eğitimi almaya devam etmekteyim.

Daha Fazla : Röportajlar

En Üste