Bizi Takip Edin

Mehmet Ali Kıcım’dan Tribes of Europa Dizi İncelemesi

Eleştiriler

Mehmet Ali Kıcım’dan Tribes of Europa Dizi İncelemesi

“Beni ilk sezonu ile etkileyen ve bu tarz post-apokaliptik senaryolu şeyleri seven izleyicileri eğer ikinci sezonu çıkarsa daha da etkileyeceğini düşündüğüm harika bir dizi.”

Tarih 2074, Mekân Avrupa… Yine insanoğlunun kendi sonunu getirdiği ve sonrasında hayatta kalmaya çalıştığı post-apokaliptik bir dönemdeyiz.

2029 yılında ortaya çıkan küresel bir elektrik kesintisi onlarca yıl sürecek kaos ve anarşiye yol açmış. Havadan, karadan ve sudan olmak üzere ulaşım alanları durmuş. İletişim araçları olmak üzere cep telefonlar, bilgisayarlar ve tüm teknolojik aletler kapanmış.

Zamanla bildiğiniz tüm büyük uluslar yok olmuş ve yerine ufak devletler, topluluklar, kabileler diyebileceğimiz kendi inanç ve kültürler kimliklerini yaratan mikro devletler kurulmuş.

Filmde geçen bir sözle o dönem şu şekilde tasvir ediliyor; ‘’Işıklar söndü ve karanlık geldi. Böylece Orta Çağa döndük.’’ Her şeyin başlangıcı olan bu dönem kara aralık diye biliniyor.

Bu günden sonra insanoğlu hayatta kalma içgüdüsü ile her şeyi yapmış. Teknolojinin kırıntılarının hâkim olduğu bu orta çağ döneminde birbirinden çok farklı kabileler, tek başlarına yol almaya çalışan insanlar var. Filmde bize bu dünyayı birbirinden koparılan 3 kardeşin öykü bağlamında her birinin hikâyesine, karakterlerine odaklanarak tanıyoruz.

Öncelikle size 1. Sezonda göreceğimiz bu toplulukları tanıtayım ve bunlar üzerinden öyküyü anlatayım;

ORİGİNLER: denen bir kabile var bahsettiğim 3 kardeş te bu kabilenin şefinin çocukları. Bu karakterleri en son ayrı ayrı anlatacağım.

Originler dış dünyadan ayrı ormanın derinliğine çekilip saklanarak yaşayan 50 kişilik bir kabiledir. Kendi inanç ve kültürleri var ve onlar için dış dünya, diğer topluluklar felaket ve kötülükten başka bir şey değildir. Orman ve nehir onlar için kutsal sayılan değerlerdir. Örneğin yaptıkları törenlerde bir çocuğun yetişkin olabilmesi için kurt avlaması gerekiyor ve o törende kabilesi, dış dünya ve teknolojilerin getirdiği kötülüklere dem vurarak yeminler ediliyor. Bahsettiğim bu törende eski dünyaya ne olduğunu satır aralarından anlayabiliyoruz.

Origin kabilesini ve eski dünyaya ne olduğunu dizide geçen diyaloglarla bir tanıyalım.

‘’Elja, bundan sonra damgamızı doğaya, kabilene ve yaşayan tüm canlılara karşı sorumluluk duygusu ile gururla taşıyasın. Eski dünyanın felaketi olan teknolojiden bağımsız bir hayat yaşa. Geçmişinden vazgeç ve ormanın bir evladı olarak gelecekteki hayatını kucakla.’’

Hazır topluluklara girmişken oraya mensup olan karakterlerden de kısaca bahsedeyim.

Elja karakteri yukarıda söylenenlere tam anlamı ile aykırı bir çocuk, teknolojiye merak salan orda burada bulduğu aletleri koleksiyon yapan ayrıca geçmişte kara aralıkta ne olduğunu merak edip araştıran bulduğu gazete küpürlerini saklayan birisi.

Origin şefinin tek kızı Liv: Liv’i babasının yolundan giden kültürel değerlere onun kadar bağlı ancak kardeşlerine ve kardeşlerinin ona bağlılığı hepsinden daha derin.

Kiona karakteri ise kabilenin içinde güçlü ve avcı kimliği ile biliniyor. Karakter için her ne kadar kültürlerine bağlı bir yapısı olsa da onun için elde etmek istediği şey dış dünyayı ormanın dışında kalan yerleri keşfetmek.

Birinci sezonu bitirdiğinizde aslında her karakterinde kendisinin yeteneği ve ulaşmak istedikleri hedef doğrultusunda artık şanslarının yardımıyla mı desek o ölçüde yerlere düştüğünü görüyoruz.

Bu ayrımın sebebine gelecek olursak kara aralıktan sonra dünyanın, ulusların nasıl değiştiğini anlatmıştım. Bu topluluklar arasında elbette ki kendi kanunlarını koyan görünürde iyiye ya da kötüye hizmet eden büyük topluluklar da var. İşte Origin kabilesinin yıllardır dış dünyadan saklanıp idame ettirdikleri hayatlarını bozan şey törenlerinde sakındıkları teknoloji uğruna oluyor. Genç Elja kurt avladığı sırada gökyüzünden sıra dışı bir uçak alev alarak bulundukları bölgeye düşüyor. Yeryüzünde olanlar tarafından ele geçirilmek istendiği bu noktada anlaşılıyor. Bu uçakta olan pilot Atlantiyalılar diye tabir ettikleri ırk mı uzaylı mı desek onlardan geliyor. Kara aralık yaşandığında dünyada ki bütün teknolojiler son bulurken onların ellerinde olanlar son bulmamıştır. Yani ellerinde olan teknoloji çokça ileri seviyede bir şey bu ırkın kim ve ne olduğunu birinci sezonda tam anlayamıyoruz. İlk sezonda bize diğer toplulukları tanıtıyor.

Dizide geçen başka bir topluluk aslında onlar kendilerini cumhuriyet olarak tanımlamışlar Crimson Cumhuriyetinden bahsedelim. Şimdi bunlar mal karşılığında diğer ufak kabileleri koruyan askeri bir devlettir. Zaten böyle bir ortamda güçlü olan hayatta kalır onlarda böyle büyümeyi silahlanmaya ve askeri yönetim şekli ile sağlamışlar. Ayrıca diğer kabilelerden gelen olursa Crimson bayrağı altında toplayarak yeni bir dünya inşa edip sanatın ve modern insanın yeniden hüküm sürdüğü bir Avrupa yaratmak istiyorlar tıpkı eskiden olduğu gibi.

Dizide geçen diğer bir mikro devlet Crowlar’dan bahsedelim. Kölelik ve diktatörlük ile yönetilen baştaki tek adamın sözünün geçtiği eskiden Berlin şehrinin olduğu yere kurulmuştur. Crowlar Avrupa kıtasının en büyük kasapları olarak biliniyor. Yetiştirdiği savaşçılar Boziler ile nam salmış. Ayrıca bu kötü kimliklerinin yanında garip bir şekilde iyi bir kimlik te kazanmışlar daima sözlerini tutan ve asla yalan söylemeyen kişiler olarak bilinirlermiş. Bu topluluk yaklaşık 80 bin kişi olarak dizide anlatılıyor. Bulundukları yere Brahtok kalesi adını vermişler. Burası öyle korunaklı ve tuzakların olduğu bir yer ki oraya girmenin tek yolu Crowlar tarafından köle olması için getirilen bir kimse olmak ya da bir Crow’un girebilmesine izin veriliyormuş. Crowlar ufak kabileleri avlayan ve bunları bünyesine katarak köle olarak çalıştıran ve tüm kıtaya hükmetmenin peşinde olan ilk sezon için bize kötü olarak gösterilen bir ırk. Toplumsal olarak bir tabakalaşma söz konusu ancak bir Crow olmak için Crow doğmanıza gerek yok. Bunu Boj denilen arenalarda özgürlükleri için savaşarak kazanabilirlermiş. Bildiğiniz Roma dönemi Gladyatörleri, sonrasında ise bulundukları lordların himayesi altına girerek birer savaşçı olabilir ya da Lord Varvara karakteri ile anladığımız kadar lortluğa kadar yükselebiliyorlarmış. Lord Varvara karakterine kısaca değinecek olursak 1. Sezonda epey yer tuttu gizemli bir kadın bence o kimliğinin dışında bildiğiniz sapık bir kadın. Kendisine seçtiği özel erkek kölelerden harem kurmuş ve onlara HAKKAR denilen yerde bakıyor.

İlk bölümde Atlantiya uçağının düşme sebebi de zaten Crowlar yüzünden çünkü Atlantiyalıların sahip olduğu teknolojiye sahip olurlarsa tüm kıtaya hükmedeceklerini düşünüyorlar. Yüzüklerin efendisinde olan tek yüzük vardı ya hani arkadaşlar onun kötü ellere geçmesi büyük bir kötülüğü uyandıracaktı. Burada da işte bir küp var bu küpün kötü ellerce kullanılması büyük yıkımlara yol açabilirmiş. Ancak bundan önce birinci sezonda Atlantiyalı pilot tarafından söylenen ama cevaplanmayan doğudan gelen daha büyük bir tehlike varmış. İnsanların kendi kendilerine yapacakları kötü şeylerden daha da kötü işte bu noktada pilot Origin kabilesinden teknolojiye merak salan arkadaş Eljah vardı ya işte ona bu küpü yıllardır aranan Atlantiyanın kayıp gemisine götürmesini gelecek o büyük tehlike karşısında herkesi uyarmasını söylüyor. Crowlar’da bu küpün peşinde bu küpü ararken olan ufak kabilelere topluluklara oluyor hepsi Crowların zulmüne uğruyorlar buna 50 kişilik Origin kabilesinde dâhil ve 3 kardeşin videonun başında dediğim o ayrımı işte burada başlıyor. Her birisi başka yollara gitmek zorunda kalıyorlar. İkinci sezonunu çok büyük merak ve istekle bekliyorum.

Anlattığı dönemi karakterleri, mekân ve kıyafetleriyle çok iyi yansıtan 6 bölümden oluşan izlerken ne ara bitirdim bunu ben diyebileceğiniz bir akıcılığa sahip olan bir alman bilim-kurgu dizisi. Gelecek sezonlar için tahminlerde bulunacak olursam insanların doğudan gelen bu kötülük karşısında birleşmek zorunda kalacağını ön görüyorum. Beni ilk sezonu ile etkileyen ve bu tarz post-apokaliptik senaryolu şeyleri seven izleyicileri eğer ikinci sezonu çıkarsa daha da etkileyeceğini düşündüğüm harika bir dizi.

Mehmet Ali KICIM

1998 yılında Hatay'da doğdu. Sinema alanında devamlı talebe, lisans öğrencisi. Lifelong learner!

Daha Fazla : Eleştiriler

En Üste